ANAHTAR Pdf Kitap İndir

0

İnsan beyninin kaçta kaçının kullanıldığı hakkında yıllardan beri çeşitli söylentiler var. Kimilerine göre yüzde ikisi. Kimilerine göre yüzde beşi. Garanti olarak bilinen bir şey varsa o da Einstein’ın diğer insanlardan daha fazla yüzdelik kısmını kullanabildiği. Her ne olursa olsun bu rakam hiçbir zaman yüzde onu geçmedi.

Şimdi insanların beyninin yüzde beşlik kısmını kullanabildiğini varsayalım. Bu mantığa göre Einstein yüzde yedisini kullanıyordu ve bir hayli zeki bir bilim adamıydı. İnsanlar yeryüzündeki en akıllı yaratıklardır. Yürüyebilir, konuşabilir, dertlerini anlatabilirler. Çünkü bunlar insanın varoluşunda vardır. Bazı teorilere göre balıkların hafızasının sadece yedi saniye olduğu söylenir. Fakat onlar su altında yaşayabiliyorlar? Bunun tam aksine su yüzüne çıksalar birkaç dakika sonra ölürler. İnsanlarsa tam tersi su altından bir kaç dakika hava almadan kalırlarsa boğulurlar. Dolayısıyla ölürler. Balıkların su altında yaşamaları var oluşlarında vardır. Bir kuş doğduktan bir süre sonra uçmayı öğrenir. Çünkü onun kaderinde uçmak vardır ve kaderini yaşar. Tıpkı insanların doğduktan bir süre sonra yürümeyi öğrenmesi, konuşmayı çözmesi gibi.

Şimdi, insanların kanatları olsaydı, dolayısıyla beyninin daha fazla bir kısmını kullanabilselerdi uçabileceklerini bir düşünün?

 

Tüm Müslümanlar öldükten sonra dirilmeye inanırlar. Ahirette de bedenlerimiz değil sadece ruhlarımız olacak. Bir teoriye göre de insanlar uyuduklarında ruh bedenden ayrılıyor. Yani insanlar geçici olarak ölüyorlar ve ruhları o an serbest kalıyor. Dolayısıyla rüya görüyorlar. Uyanma anına yakınken de ruh bedene geri dönüyor… Uyandıktan sonra rüyalarımızı hatırlarız bazen. Uzun zaman geçmiş gibi olur. Fakat yazılanlara ve anlatılanlara göre rüya anı sadece birkaç saniye sürmüştür. Ama bize bazen günler sürmüş gibi geldiği bile olur. Burada anlatmak istediğim şu; Ahrette, buradaki bir saniyenin oradaki birkaç saate eşit olduğu söyleniyor. Bunu sadece ruhumuz görecek ve zaten uyuduğumuz zaman görüyor! Sadece biz kendimizi rüya anında kontrol edemiyoruz. Peki ya edebilseydik? Sizce bu da Takdir-i İlahinin dışında beynin bir kısmını daha kullanabilmekle mi alakalı?

 

Son olarak Dejavuya değineceğim. Birçok insan bunun artık ne anlama geldiğini biliyor. O an yaşadığınız saniyeyi sanki daha önce de yaşamış gibi oluyorsunuz değil mi? İnternette bunun açıklaması olarak onlarca şey yazıldı. Fakat alın size en mantıklı teori;

Bir bebek yeni doğduktan birkaç gün sonra göz rengi tamamen dönüyor değil mi?

Doğduğumuz andan itibaren bizim yaşayacağımız hayat gözlerimizin önünden geçiyor. Her şeyi hızlı bir şekilde görüyoruz. Bu esnada da göz rengimiz oluşuyor…

Yaşamaya başlıyoruz ve dejavu anı geliyor… “Ben bu anı daha önce yaşamıştım” diyorsunuz. “Nasıl olur ya? Yaşamadım ki?” diyorsunuz sonrada. Halbuki o an biz bebekken gözümün önünden geçti. Fakat biz o bebek aklımızla sadece birkaç kareyi aklımızda tutup hatırlayabildik. İşte dejavu anındaki kareden onlardan biri.

Şimdi yine beynimizin doğuştan daha fazla kısmını kullanabildiğimizi düşünün. Çoğu zaman olacakları bilmez miydik?”

 

Gerçek olan bir şey varsa o da ne olursa olsun kaderin önüne geçilemeyeceği. Bütün bu teoriler size biraz da olsa mantıklı geldiyse. Şimdi bu kitabı açıp okumaya başlayın…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.